Unutmamalıyız!


Bulgaristan Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak 1989 olaylarını, Mayıs Ayaklanmasını ve Büyük Göçü, çekilerimizi, açılan yaraları ve alınan ibret derslerini anlatmaya devam etmek istiyoruz.
Bilindiği üzere “Bulgarlaştırma” sürecine karşı direnişte 37 kurban verildi. 


Üzerinde altın harflerle kahramanların isimleri yazılı gökleri delen bir anıt henüz dikilmedi.
Şimdi isimlerini doğum yılı ve öldürüldükleri yılı veriyoruz:
  1. Hasan Osman Hacıoğulu( ? – 1975)
  2. Necdet Adem (1939 – 1987)
  3. Orhan Adem (1966 – 1987)
  4. Türkan (1983 – 18 aylıktı)
  5. Niyazi Niyazi (Akkılıç) (1965 – 1086)
  6. Adil Mustafa Mehmet (? – 1980)
  7. İsmet İzzet (Koç)  (1942 – 1992)
  8. Ali Süleyman Solak (? – 1985)
  9. Halim Halil İbrahim (1936 – 1977)
  10. Ömer Yusuf Ahmet (? – 1985)
  11. Halid Mehmet (1936 – 1989)
  12. Beyhan Mümün Yusuf (1958 – 26.12.1989)
  13. SalimehmedRamadan Şevket (1952 – 1989)
  14. Hafize Osman (? – 1989)
  15. Şakir Şakir(? – 1989)
  16. Süleyman İsmail Mehmet (1937 – 1087)
  17. Hüseyin Hakkı Recep (1945 – 1985)
  18. Sezen Ebazer Recep (1966 – 1985)
  19. Kazim İbrahim (1947 – 1985)
  20. Mehmet Mustafa Kara (? – 28. 05. 1989)
  21. Mehmet Emin Mehmet (19245 – 1989)
  22. Mehmet Saraç (1952 – 20.05. 1989)
  23. Hasan Arnavut (1941 – 20. 05. 1989)
  24. Nacip Osman (1945 – 20. 05. 1989)
  25. Sezgin Salih Karaömer (1972 – 1989)
  26. Ahmet Mehmet Hacıoğlu (Buruk) (1936–1989)
  27. Mustafa Bilal (? —1975)
  28. Mehmet Ambarlı (? – 1975)
  29. İbrahim Çetin (1934 – 1989)
  30. Mustafa Emin İlyaz (1933 – 1985)
  31. Mustafa Ömer Osman (1954 – 11. 01. 1985)
  32. Efrahim Salim Efrahim((1957 – 1989)
  33. Mümün Mustafa Ahmet ( 1969 – 1985)
  34. Turhan Sabri İsmailoğlu ( 1960–1989)
  35. Rıfkı Halitoğuku (1965 – 1989)
  36. Osman Bali Demir (? – 1985)
  37. Mehmet Ahmet Habil (1942 – 1962)
  38. Şakir Recep Küpçü (1934 -1976)
  39. Gazeteci Hasan Çakal (1931 – 1978)

Mücadele günlerinden anılar:

Bu cümleden olmakla önemle belirtilerek asla unutulmaması gereken hapis yatmış aydınlarımız vardır. Onların arasından 33 aydınımız halkımızın belleğinde yaşamaya devam ediyor. bilim adamı Salih Baklacı, şair ve yazar Ömer Osman, sevilen aydınlarımızdan Lütfü Tuna, Mümin Çakır, şair Nuri Turgut Adalı, şair ve yazar Ahmet Şerif Şerefli ve büyük sayıda aydın Bulgaristan Türkünü saygıyla anıyoruz.

Yazımıza devamla kahraman aydınlarımızdan öğretmen, okul müdürü Nasuf Bilal (Mutlu) hakkında ayrıntılı bilgi sunuyoruz:
Kotel’in (Kazan) Doğancılar köyünde doğup büyüdü. Sofya “KlimentOhridski” Üniversitesinde “Türk Filolojisi” okudu.1973’te köyüne öğretmen atandı. 18 yıl okul müdürlüğü yaptı. Sliven şehrinde pedagojik toplu çalışmalara katıldı. Hazırlayıp sunduğu raporlarla ilgili birçok kez ödüllendirildi.

Nasuf Bilal  (Mutlu) 1985’in Ocak ayında Kotek’le bağlı Alvanlar (Yablanovo) ve daha 9 köyde başlayan Türk ahalinin birlikte ayaklanmasının aktif örgütleyicisi ve önderlerinden biridir. Tutuklanmıştır. Sliven Devlet Güvenlik (DS) kurumunda çok ağır işkence görmüştür. 3 yıl Belene ölüm kampında kaldıktan sonra, Vratsa ilinin Donla Kremena sürgün edilmiştir. O, Demokratik Lig adlı İnsan Hakları Örgütünün öncülerinden, örgütleyicilerinden ve önderlerinden biridir.

Bulgaristan’dan Avusturya’ya kovulduktan sonra Bursa’ya yerleşti ve ilde eğitim öğretim çalışmalarına katıldı. Bulgaristan Türklerinin uyanışı, başkaldırısı, Mayıs 1989 Ayaklanması, “Belen” toplama kampı yılları, sürgün dönemi ve Büyük Göçle ilgili çok değerli araştırma eserleri kaleme almış ve doğru ve isabetli değerlendirmeler yapmıştır.

Eserlerinde, Koca Balkanın kuzey yamaçlarına yerleşmiş olan ve Kotel (Kazan) ilçe sınırları içinde bulunan Alvanlar, Küçükler, Hamzalar, Topuzlar, Doğancılar, Vay ıslar,  Çıtak, Sübüceler,  Sırtalan ve Turkukum köylerinde yaşayan toplam 15 bin Türkün hayatını ve yaşayışını konu ediyor ve insanlarımızı şöyle tarif ediyor:

“Koca Balkan eteklerinin derinlerine serpilmiş olan bu güzelim köylerde, kendi Türklüklerinden, anadillerinden, dinlerinden, özellikle de gelenek ve adetlerinden ödün vermeden yaşarken, yeni ve çağdaş olana açık olan, kendilerine gönül bağlanıp inanılacak, çok çalışkan insanlar yaşıyordu.”

1984 Aralığında ve 1985’in Ocağında ülkenin değişik şehit ve merkezlerinde işte olan Türkler Güney Bulgaristan’da Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmeye başlandığı haberini alınca, Kotel köyleri erkekleri de ne olur ne olmaz düşüncesiyle köylerine toplandı.

12 Ocak 1985’te Nasuf Bilal pedagojik eğitim çalışmaları sonuçlarıyla ilgili Sliven Eğitim Müdürlüğü’ne çağrıldı. Toplantıda, eşi Pomak olan Sliven Şarap Fabrikası Müdürü Remzi Hafızov’un isminin ve soyadının Bulgar isimleriyle değiştirilmesi konusu ele alınmıştır. Aslında bu, isim değiştirme konusunda Nasuf Bilal (Mutlu) nun fikrini öğrenmek için önceden kurulmuş bir kapanmış ki, o görüşünü şöyle açıklamıştır:
Lütfen dinleyiniz. Ben Hafızov’u şahsen tanımam. Fakat onun başına gelen benim başıma gelirse, yeni isim yerine ben başıma bir kurşun yemeyi tercih ederim.”
Bu sözleri işiten Sliven Eğitim Müdürlüğü Müdürü Boev, Nasuf Bilal (Mutlu) ya sözlü saldırarak şöyle diyor:
Siz Bulgarsınız ve Bulgar kalacaksınız!”
Kavgaya dönüşen tartışmaya İl Eğitim İşleri Müdür Yardımcısı Draganov katılınca ayrılmışlar ve akşam geç vakit Nasuf Bilal (Mesut) köye dönmüş ve köydeşlerine Büyük bir tehlike altında olduklarını anlatırken: “Karşımıza devlet gücü dikilmiştir!” demiştir.
Köy halkı bir karar alarak kadın, gelin ve kızları Tırgovişte köylerindeki yakınlarına göndermiştir. Erkekler ise bire dek totaliter rejime karşı direnmeye yemin etmiştir.

14 Ocak 1985:
Kotel’den devlet memurları arşivden Türk isimleriyle hazırlanmış evrakları toplamak için Alvanlara ve diğer Türk köylerine geldi.  Muhtarlıklara bırakılmayınca geri döndüler. Öğleden sonra muhtarlıklar köylülerin eline geçti. Ayaklanmacılar Kotel şehrindeki fabrikalarda işte olan Türk işçileri işe göndermediler. Halk direnişi destekledi. Halk ile direniş liderleri uyumlu hareket etti. Avlonovo’da ayaklanmayı, köyün genç muhtarı, mühendis Hüseyin Nuhov yönetti. Nasuf Bilal (Mutlu) komşu Türk köylerin mukavemetini teşkilatlandırdı. Kotel ve Sliven şehrindeki devlet yetkilileri, direnişi parçalamak ve dağıtmak için, yalnız Ablanovo ve Küçük köylerindeki Alevilerin isimlerinin değiştirileceğini yalanını yaysalar da başarı elde edemediler.

15. Ocak. 1985:
Öğleden sonra köy girişlerine barikat yapıldı. Direnişçiler kamyon ve traktörleri ele geçirdi. Taşıt araçları köy girişlerini kapattı. Köy içinde ateşler yakıldı, direnişçiler devriye gezdi.

16.Ocak 1985:
Bütün Türk köylerinde mukavemet göstermek için hazırlık görüldü. Avlanlar merkezi askeri kampa döndü. Kazanlarda yemek pişirildi. Ekmekler Alvanlar fırınında pişti. Ayaklanmacılar sopa, satır ve yaba ile silahlanmıştı. Köy merkezinde direğe asılı hoparlör herkesi bilgilendiriyordu. Bu işte sözcü Mustafa Keloğlan çok gayretliydi. Askerlerle birlikte gelen parti sekreterinin aracılığı kabul edilmedi ve kendisi refakatçi güçlerle birlikte geri gönderildi.

17. Ocak 1985:

Kotel okullarına asker yerleştirildi, tankların hareketi başladı. Tanklar köylülerin üzerimize sürülecekti. Kan dökülecekti. Alvanlar köy merkezine siren çıkarıldı. Cafer İsaev totaliter güçler saldırıya geçildiğinde haber verecekti. Gözler AlvanlarlıFedalMustafaov’a döndü, o il devlet adamlarını tanıyor, onlarla yıllarca ava gitmiş, yemiş içmişti.  Mustafaov şöyle konuştu:
Bu bir barbarlıktır. Hayatımızı feda ederiz, ama isimlerimizi vermeyiz!”
Bu sözler direnenlerin ruhunu yükseltiştir. Halkı yönetenler halkla birlikte sonuna kadar savaşmak için ön saflarda yer aldı, bayrağı onlar yükseltti ve sonra halkın davası adına yıllarca hapishanelerde çürüdüler.

Ayaklanma konseyi kararına uyan 8 kişi iki araçla devlet makamlarına olayı bildirmek üzere Sofya’ya gönderildi. Değişik öneriler gündeme geldi. Gruplardan biri askerler gelirken patlatmak üzere köprülere bomba döşenmesinde ısrar etti. Öneri kabul edilmedi.

18 Ocak 1985:
Hava buz kesmişti. Köylüler yorgun olduklarını belli etmiyordu. Rejim güçleri ile birlikte savaşmak üzere Doğancılar, Topuzlar, Vay ıslar köylüleri Hamzalarda toplanmaya karar verdi. Hamzalar köyü kadınları hazırladıkları yemekleri ayaklanmacılara dağıtıyordu.
Akşam sat 8.30’da Kotel şehrindeki askeri birliğin Çıtak yolunda ilerlediği haberini aldık. Ardından askerlerin Kotel’e geri çekildiği haberi geldi. Düşman nabız yokluyordu. Asker geri dönünce, köylüler de karlı patikalardan evlerine toplandı.

19. Ocak 1985:
Bölgenin en yüksek yaylarına yerleşmiş olan Doğancılardan askerlerin ilerlediği haberi yeniden geldi. Siren yeri göğü inletti: Tanıklar olayı şöyle anlatıyor:
“Gözlerimize inanamadık. Başımızı kaldırıp uzağa bir daha baktık. Gördüğümüz dehşet inanılacak gibi değildi. Çıtak – Hamzalar yolunda karınca kadar çok zırhlı askeri araç yol alıyordu. Ağır tanklar hareket ederken toprak inliyordu. Bulgar ordusu tankları, zırhlı araçları ve en modern silahlarıyla Türklerin isimlerini “gönüllü” olarak değiştirmeye geliyordu. Bu köylerde yaşayan ve elleri sopalarla kendilerini savunmaya hazırlanmış olan Türk nüfusla savaşmaya geliyordu. Bu kadar alçak düşüldü!

İl Güvenlik Müdürlüğü Müdürü General Ganev, köylülerin tankların yolundan çekilmesini emretti, fakat yerinden tepişen olmadı. Mikrofonu BKP İl Birinci Sekreteri aldı ve halkla alay etmeye çalıştı. Geri adım atan olmadı. Olay şöyle gelişti:
“Tankların ardından gelen itfaiye araçları öne geçti ve Türklere basınçlı su sıktı. Direnişçiler yerlerinden kımıldamadı. Hava öyle soğuktu ki, herkesin elbisesi buzlandı. General Ganev direnişçilerin kararlılığını görünce tanklara “İleri!” emri verdi. Tanklarla köylüler yüz yüze geldi. Tanklar köydeşlerimi geri itmeye başladı. Tanklar hareket hızını birden arttırınca, demir yığınının önünde bulunan Hamzalar köyünden İbrahim Çetin, tüm gücüyle tankı durdurmaya çalışırken kendini dişli zincirlere kaptırdı, bağırıp çağıramadan ezildi. Bir anda kıyıldı. Köylü halk Bulgarların barbar vahşetini görünce direnişten vazgeçti… İlk kurban böyle düşmesine rağmen köye girmek kolay olmadı. Köylüler silahlı askerlerle sopalarla dövüştüler. Sokaklar savaş meydanına dönüştü. Sopalar kırıldı. Köy gençleri dipçikle dövüldü. En sonunda kaçabilenler dağ tepelerine saklanırken “köy teslim oldu.”

Köy içindeki meydan çatışmaları sabah saat 5.30’dan öğleden sonra saat 16’ya kadar devam etti.  Silah sesleri gece de dinmedi. Araçlar yaralıları Kotel hastanesine taşıdı. Etraf köylerden insanlar ormana saklandı, fakat soğuk ve açlık onlara karşı savaştı.

Direniş önderliği daha fazla mukavemet göstermenin anlamsız olduğuna karar verdi ve köylülerden evlerine toplanmalarını istedi.

Nasuf B. (Mutlu) olayın içinde bulundu ve şöyle anlatıyor:
“Ellerindeki sopalardan başka silahı olmayan halkın mukavemeti, aslında büyük bir zaferdi. Askerler teslim olmayan köylü erkek ve kadınların alınlarına silah namluları dayadı. Biz, ellerimizle, sopalarımızla, satırlarımızla, bizim isimlerimizi değiştirmek için özel eğitilmiş ve donatılmış bir orduya karşı ancak bu kadar karşı konabilirdi. Karşımıza kızıl bereliler ve komandolar dikildi. İnsanlarımıza kan kusturdular. Avlanlar köyünde insan dövmek için 3 merkez oluşturdular.  Tutabildikleri direnişçileri bu merkezlere getirip kemiklerini kırana kadar dövdüler. Eli kolu kırılmayan erkek kalmadı. Direniş öncüleri, militanlar ve lider tutuklandılar ve özel otobüslerle şehir polis merkezine taşındılar. Sorgu ve işkenceler başladı.

Avlanovo köyünde askeri birlik kaldı. Evler birer birer arandı. Öteki Türk köylerinde isim değiştirmeye devam ettiler. İşkenceler ve sorgu 36 gün devam etti.

Aralarında Nasuf Bilal (Mutlu) da olmak üzere Kotel’e bağlı 9 Türk kıöyünden 52 kişi “Belene” ölüm kampına gönderildi. Tutukluların daha fazlası Avlanlarlı Türk’tü.

Devam edecek.


BGSAM

Paylaş

İlgili Yazılar

Sonraki
« Önceki
Önceki
Sonraki »