Boğamaz karanlıklar aydınlığı

Bayan Aysin Komitgam’ın www.bghaber.org internet sitesinde “Bal-Göç Projesi TRT Balkan Kurulacak Mı?” yazısı, bu konuyla ilgilenenleri düşündürdü.
Önce “ TRT Balkan” mı yoksa “TRT Bulgaristan” mı üzerinde anlaşmamız gerekir. Eski Rumeli, sonra Balkanlar ve şimdiki Güney Doğu Avrupa coğrafya bölgesine giren çok farklı sorunlarla yaşayan, değişik İslav ulusların arasında yaşayan, dinsel olarak Müslüman ama etnik bakıma Türk, Pomak, Arnavut, Bosnalı, İslav, Çingen vb. var. Bunların hepsine hitaben yapılacak olan TRT- Programından sonuç alınabileceği fikrinde değilim. Çünkü bu bölgede 8 devlet var ve bunların hepsinde dini Müslüman olan etnikler var. Bunların arasında sayıca en yoğun kesim Bulgaristan Türkleridir.
Etnik sorunlar Balkan ülkelerinin her birinde çözüm masasına farklı yatırılmıştır. Örneğin en az Türkün yaşadığı Makedonya’da Türk azınlığın tüm sosyal ve kültürel hakları tamamen tanınmışken, Bulgaristan’da bu sorun büyük bir çıbanbaşıdır, Yunanistan’da da çözülmemiştir.  Müslüman Arnavutların ve Bosna Hersek halkın sorunları tamamen farklıdır. Aynı tespit Kosova için de tekrarlanabilir.
Burada önemli olan, problemlerin birbirinden ayrılması, ayrıştırılması ve ülkelere göre ayrı ayrı irdelenerek işlenmesi ve somut analiz ve sonuçlar ortaya konup çözümler aranmasıdır.
Türkçe TV yayınlarının ortak Türk kültürü oluşumuna genel anlamda çok yararlı olduğuna katılsak da, Türkçe TV programlarını izleyen herhangi bir gencin Türk dilinde yazıp okumaya başladığına henüz rastlayamadık.
Bulgaristan’da 234 Türkçe TV programı izlenebiliyor. Beklenen sonucun alınamamasına birkaç neden olması gerek;
Bir, Türk dili genelden, özele ve somuta giden yolu, henüz ilk göz açışı ve kulak kabartmada belleğe indirme yöntem ve araçlarını geliştirememiş olan bir dildir. Türkçenin mantığı öteki dillerden farklı olarak tümden gelip tüme varmaktır ki, yoğun örneğin etkisi altında kaldığımız Bulgarcada bu bireyden tüme açılır. Türk dilinde gramer terminolojisi, analar ve nenelerimiz tarafından terminoloji kullanılmadan öğretilen ana dil lehçelerimizden dağlar kadar farklıdır. Vaktiyle Sultanların göçebe soylara Divan dili ile Din dilini öğretmede çok zorluklar yaşadığı gibi, bugün de büyük sayıdaki yerel Türk ağızlarına edebiyat Türkçesi aşılamak kolay değildir. Tek sözle söylemek istediğim, biz Bulgaristan Türkleri de 6 ağız konuşuyoruz ve dil olarak edebiyat Türkçesinde birleşmemiz son derece gerekli olsa da, ne Türk dil kurumu ne de sayıları bilmem kaç yüz olan Türk Dili ve Edebiyatı uzmanları, ne Sofya Doğu Dilleri Enstitüsü bu soruna uygulamalı ve başarılı bir çözüm getirmemiştir.
Lehçelerin edebiyat diline yükseltilerek biçimlenmesi sonunu sanki işlenmemiştir. Bizi yanlış anlamayınız lütfen. TRT’deki Arapça kurslarında 100% başarı elde edildiğine inanıyorum.
Türkçede “algoritma” sözünün tam karşılığını bilmiyorum, “çözüm demedi” veya “en az gayretle en iyi başarı sağlayan yöntem” olabilir ya da “formüller demeti” de denebilir. İşte bu Bulgaristan’da okuyan Türk öğrencilere Türk dilini öğretme “algoritması” bulunamamıştır. Ankara’da hazırlanıp basılan kitaplar gerçeklikten çok………………çok uzaktır. TRT’den verilen Türkçe dersleri bizim Bulgaristanlı Türk öğrencilerin kavrayabileceği düyezden çok…….çok uzaktır.
Konuyu başka bir örnekle noktalayalım:
Belki Almanya’da Avusturya’da ya da İsviçre’de yaşayan Türk çocukları için benzer bir öğretme yöntemi geliştirilmiş olsa, bizim evlatlarımız da bundan yararlanabilirler, çünkü Almanca düşünce de somuttan özele ve genele giden yolu izler, Bulgar dili gibi. Bu işin Avusturalya ve İsveç’ teki çözüm biçiminden çok etkilendim doğrusu. Orada önceleri, yani TV ve internet çağından önce, her gün radyo yayınlarıyla Türkçe öğretimi yapılmış ve göçmen çocuklar ev lehçesinden edebiyat düzeyine başarıyla geçebilmişlerdir.
Dil konusuna çok yer ayırdım yazımda ama Türk dilimizi ancak lehte düzeyinde, kitapsız bilen, edebiyat düzeyinde ana dil konusunda yükselememiş olan insanlarımıza TRT Balkan programları başlatmanın anlamasız olur kanısındayım.
Kanımca, bizim önce bu konuyu çözmemiz gerek.  “Bal-Göç”ün  TV-Programı üstüne daha sonra yazılaşım, çünkü Bulgaristan’da yaşayan Türklerin Avrupa Birliği vatandaşı olarak eğitilmesi ve yetişmesi gerek, AV yaşam tarına ayak uydurmaları lazım, bu konuda TV yayını yapacak ekibin çok emek sarf ederek, iyi yüklenmesi gerekecektir. Bundan 15 sene önce bizde de HÖH Türkçe TV Programı yapacak, en nadir, en güzel kızlar, en albenili fidanlar gelsin İstanbul’a özel eğitime göndereceğiz diyenler, iyi oldu da aynı kızlarla evlendiler (anlardan biri de A. Doğan’ın 3. Karısı oldu ve sonra boşandılar” böylece iş unutuldu.  Ve fikirlerimi daha iyi açabilmek için şimdi size bir düşündürücü fıkra anlatmak istiyorum:
“Profesör derse girer ve: - Çocuklar size anlatacağım olayı dikkatlica dinlemenizi ve yorum yapmanızı istiyorum, der. Anlatmaya başlar:
-      Hastamız ne konuşuyor ne de denileni anlıyor. Saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor…Zaman ve kişi kavramı yok. Yalnız nasıl oluyorsa, adı söylendiğinde tepki veriyor! Son altı aydır onun yanındayım. Ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor, ne de bakımı yapılırken yardımcı oluyor. ..Onu başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor… Dişleri bile yok! Yiyeceklerinin püre haline getirilmesi gerekiyor. Gömleği, salyalarından dolayı sürekli leke içinde… Yürümüyor, uykusu düzensiz. Gece yarısı uyanıp, çığlıklarla herkesi uyandırıyor. Ama çoğu zaman mutlu ve sevecen… Fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor.
Profesör sınıfa döner:
- Böyle birinin bakımını ister misiniz? Diye sorar. Öğrenciler hep bir ağızdan:
- “Hayır” diye bağırır…
Profesör kendisinin bu işi büyük bir zevkle yaptığını, onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırır. Daha sonra Profesör, hastanın fotoğrafını sınıfta dolaştırmaya başlar.
FOTOGRAFTAKI PROFESÖRÜN ALTI AYLIK KIZIDIR.
Bizim öykümüzde ise altı aylık kız Bulgaristan Türklerinin bugünkü Türk dili durumudur. Profesör ise, Türkiye devleti ve Bulgaristan Türklerinin kendi öz imkânlarıdır. Bu işe Bursa Bal Göç katılmak istiyorsa buyursun. Dava ortaktır. Biz, karanlıkların aydınlığı boğamayacağına inanıyoruz ve cephede yolumuza devam ediyoruz.

 Rafet Ulutürk
BGSAM - Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi

Paylaş

İlgili Yazılar

Sonraki
« Önceki
Önceki
Sonraki »