Her şey STK'ların kontrolünde

Sofya’da sivil toplum ateşi sönme işaretleri veriyor. Tarihimizde bu kadar dayanıklı ve bu kadar uzun süreli bir protesto eylemi tarihte hatırlamıyor.

Şu da var tabii, Bulgaristan’da Türk ve Müslüman kamuoyu, onu bu denli derin etkileyen bir bilinçli ve kendisine bu denli anlayışlı tutum içinde olan bir Bulgar halk hareketine tanık olmamıştı.


Kahveler parlamento etrafında içilyori
Elektronik örgütlenmeyle kenetlenen 30 bin kişilik itaatsizlik başkaldırısı öz yönetim organı merkezleri olmamasına rağmen, çok değişik protesto biçimlerinde gelişti, çok etkili oldu. Her akşam Bakanlar Kurulu önü yani “Bağımsızlık” Meydanı ana toplanma merkezi ve miting alanı oldu. Her sabah kahvelerini parlamento etrafında içildi. Kalabalık meydanda geceledi. Sofya bisiklet sürücülerin alayı eylemlere taze kan kattı.
Göstericiler ikiye ayrıldı
Pazar gün gösteri alayı ikiye ayrıldı, bir kol Bulgar tarihinin “Uyanış Devri” şarkılarıyla, gayda ve davul eşliğinde kıvrılmaya başlayan horonlarla Parlamentoyu kuşattı. Halk oyunları oynayanlar, Çağdaş Bulgaristan tarihinde ikinci kez, el ele tutuşup horon kıvıranlar hem “Aleksandır Nevski”  hem de “Tsar Osvoboditel” Meydanlarında güzel kızların renkli oyunlarıyla, başkenti ayağa kaldırdılar.
Hükümetler Üzerinde STK’ların Kontrolü Olacak
Böyle bir kitlesel kuşatma, 1989 Aralığında isimlerinin ve dinsel haklarının iadesinde direnen çoğunlunu Pomaklardan oluşan başkaldırısında da yaşanmıştı.
Pazar günkü gösteri alayı ansızın ikiye bölündü. Ana kollardan biri Sofya tren istasyonuna doğru açıldı, barışçı geçen 37. Eylem gününün ana sloganları yükseklere kalktı: “Hükümet İstifa!”; “Hemen Yeni Genel Seçime!” ve “Bundan sonra Kurulacak Her Yeni Hükümet Üzerinde Sivil Toplum Örgütleri Kontrolü Olacak!”
Halkı yüreklendiren 20 sivil toplum örgütü, ne yazık ki, eylemler esnasında tek örgütte birleşemedi, aralarından Yönetim Konseyi, Başkanlık Divanı, Başkan seçemedi.
Faşizan tavırlarıyla tanınan partililer parlamento dışı
İsteklerini doğrudan Bakanlar Kuruluna ve Meclise yönelten, merkez devlet organlarına partili atamaları sert kınayan, milletvekili çalışmalarını engelleme çabaları gösterirken hoşnutsuzluk yüklü bu kitle, en şiddetli tepkilerinde AB üyesi bir ülke olan Bulgaristan Hükümeti’nde neo-faşist, aşırı milliyetçi “Ataka” partisinin yer almasını amansız eleştirdiler. Yüksek devlet organları Müdürlüklerinde faşizan tavırlarıyla tanınan partililere yer verilmesi lanetlendi.
Bu gösteriler, son 20 yılda ilk kez, bir etnik kökenli parti olan HÖH/DPS partisi yönetimi ile ırkçılık çağrıştıran “Ataka” partisi arasında hem açık, hem gizli ama derin bağlar olduğunu suyun üzerine çıktı. İktidar olmanın tadını alan ve bal küpünden kaşıklamaya alışan Ahmet Doğan çetesi iktidarda kalmak, ihanet siyasetini sürdürmek ve zavallı insanlarımızı bundan öte de alabildiğine ezip sömürmek için bu defa da elinden geleni ardına bırakmadı. İstediği atamaları meclise yaptırmak için binbir derede su getirdi.
Havada kötü bir koku yayılıyor
Bu cümleden olmak üzere, gelenek ve göreneklerinden, dinden imandan kopmuş 21. Yüzyıl Bulgaristan Türk politik yönetim çetesi için ancak şu söylenebilir: “Bir insanı uygarlaştırmaya karar verirseniz, işe nenesinden başlayınız.” Genelde köylü komünist kökenli olan şimdiki çete, daha önce hiçbir zaman, şimdiki gibi bir politik sel yaşamadıkları için, bu defa paniklediler ve ara sıra tamamen şaşaladılar. Onlar için, altı haftalık başkaldırı,  “havada kötü bir koku” oldu, ama onların içleri kötülük, şahsi çıkar ve suç dolu olduğundan onlar bu korkudan asla kurtulamayacaktır.
Sokakların seli:
HÖH/DPS eliti, şimdiye kadar, yaşadıkları şehirde kitle seli gibi aktığını, bir şehrin semt semt, sokak sokak, mahalle mahalle bu kadar büyük bir güçle ve bu kadar kendiliğinden sokağa döküldüğünü hiçbir zaman görmemişti.
Halk öfkesini toplayan potansiyel gücün baraj duvarları, HÖH’ün halk menfaatlerini hiçe sayan siyasetine kükreyenler tarafından yıkıldı ve doğal selin doğal enerjisi toplumu elektrikledi. Olayları, korkudan ürpermiş yüksek kat pencerelerinin perde arkasında sokağı izlerken, bebekli bayanlar, ders kitabı elinde öğrenciler, üniversiteliler, bisikletliler sırası, bayraklar, bayraklar ve marşlar, gaydalar, davullar ve çiçekler, çiçek demetleri, çığlıklar yeni bir dünya doğuruyordu..
Bunlar da kim oluyor?
Bu arada, İsmail Korman ile Kasım Dalın adı var kendisi yok, derme çatma Hürriyet ve Şeref Partisi, “Türkiye’den para gelirse, kimin payı ne kadar olacak?” didişmesini kesip çatlak bir ses çıkardı.
“Devrim bütün halkın ayaklanmasıdır!” “Bizden katılan var mı?” dedi.
Ayaklananlar Bulgar halkının bilinçli orta kesimiydi, belli ki bunlar bundan bile habersiz. Biz Bulgaristan Türkleri 23 yıldan beri, bu “politikacıların” sayesinde, bırak orta kesim oluşturmayı, sıradan vatandaşa ana dilinde yazıp okumayı bile öğretemedik.
İşsizlerin nasıl gün geçirdiğini, akşam yemeğinde ne yediğini, sahura kalkınca sofralarında sudan ve tarhanadan başka hiçbir şeyleri olmayanların durumunu düşünemediler. Çünkü onların sahurla pek işleri olmadığı gibi hizmet kelemesini de onlar hiç tanımadılar hatta ilgilenmediler onlar hep “para” ve “oy” derdindeydiler.
İsmail bey, Sofya’da, BKP Merkez Komitesinin babasına verdiği dairede doğdu. Türkiye’de okudu, ama Türklük, Türk kültürü, Türk edebiyatı, Türk yaşam tarzını öğrenemeden döndü.
HÖH Gençlik Örgütü Başkanı ve MYK üyesi olarak atandığında “İslami Eğitimden” dem vurdu.  “Ben Türküm!”, “Bilincinin temelinde Türk anemden emdiğim helal süt. Türk babamdan aldığım eğitim var!” diyemedi. A. Doğan’a sarıldı. “Lider”de  “etnik olan eriyip gidecek” saçmalığı savuruyordu.
Okuduğu Üniversite’de ise “ümmetin dönmesi bir işiktır.” sözlerini işitmişti. Ömründe hiçbir zaman camiye girmemiş, namaz kılmamış, dua etmemiş, kuranı eline almamış, hadis nedir bilmez sayın Kroman’ın “Müslümanlıktan”, “İslam’dan” dem vurmasına halk anlam veremedi. “İdeolojisiz parti olmaz!” diyenler oldu.
K. Dal ise ideolojiden çok uzak olduğu için, HÖH – DPS – HŞP gibi politik terimlerin arasına da sınır çekemedinden dolayı ve “Ahmet DS ajanıdır!” tespitiyle işin biteceğini zannetti.
Tüm bunlar olurken, “Arkamda Ankara, Türkiye Cumhuriyeti var.” Açıklamasında bulunan İ. Korman, dinleyenlerine Türkiyenin Bulgaristan politikasının tarihsel inceliklerini bilmediğini kamuoyuna açıklamış oldu.
Türkiye yalnız İ. Korman’ın değil, Bulgaristan’da yaşayan tüm Türkleri ve Müslümanları her zaman ve her yerde desteklemiş ve desteklemeye de devam edecektir. Çünkü Ankara sadece Türkiye’nin değil, tüm Türk Dünyasının Merkezidir, bu merkezde dünyada bulunan tüm Türklere yardım etmeye mecburdur. Türkiye’ye ve Türk Dünyasına hizmet edenlere.
Tabi biz, bu sözleri alenen söylemesi için, onunla Ankara’da kimin konuştuğunu, hangi konuda anlaştıklarını, kendisine kaç para vaat edildiğini bilmiyoruz.
Görüldüğü üzere bu konuda, 20 yıl HÖH ‘ün Türkiye bağlarından sorumlu olan K. Dal susmayı tercih ediyor. Onun bu işlerde sadece para yanını çok iyi bildiği biliniyor. Onun, uzun zaman yardımcısı olan, HÖH İstanbul Koordinatörü E.Hatipoğlu’nun neden yanında olmadığı ise hala bilinmiyor.
Burada dikkate değer olan nedir?
1. Kasım Dal’ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R.T. Erdoğan’la Sofya’da çektirdiği resim artık sararmıştır.
2. İsmail Korman’ın yine R.T. Erdoğan’la Ankara’da çektirdiği resim de artık işe yaramaz. Çünkü bu fotoğraf da Bulgaristan’da ayaklar altına alınmıştır. Tabi bunu yaparken Dünya Lideri R.T.ERDOĞAN’ı da ayaklar altına alması hepimizi üzmüştür.
Çünkü bu iki fotoğrafın ardında politika yoktur, para beklentisi vardır. Yani bunlar artık bir ahmalıktır. Nedense, artık kimse kimseye boş vaatler için para vermez. Türkiye Cumhuriyeti dış politikası Bulgaristan seçimlerine direk müdahale etmez ve taraf olamaz. Bu bir dış politika ilkesidir, belli ki bunlar 20 yılda bunu bile öğrenememişler veya kasıtlı olarak bunlar yaptırılmaktadır.
Bir de şu var:
Bizim dilimiz ve dinimiz, öz kültürümüz için ölen şehitlerimiz vardı.
Hapislerde, toplama kamplarında, sürgünlerde bugünlerimiz için ezilmiş kahramanlarımız vardı.  Peki ya şimdi neredeler?
Ne oldu, ne beklediğimiz günler geldi ne de eziyet çekenlerin arzuladıkları, ne de bel kemiğimizi oluşturan aksakallılarımız kaldı.
Ne mi oldu?
1989’un Temmuz ayında Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslümanların tüm sorunlarına kesin barışçı çözüm bulmak için Bulgaristan devleti adına, (tüm haklarımızı tanıma vazifesini üslenmiş olarak,) Bulgar Kültür Bakanı Georgi Yordanov , Türkiye Dış İşleri Bakanı Mesut Yılmaz ile görüşmek üzere Kuveyt’te gitti. Bakan M. Yılmaz ayaklanmış halkımızı temsil ediyordu.  Görüşme başladığında sözü ilk Dış İşleri Bakanı M. Yılmaz aldı. Akşamdan kalma mahmur başını kaldırmadan “Yorgan altında Türkçe konuşsunlar!” dedi. Başka hiçbir istekte bulunmadı. Bu görüşmenin stenografları Sofya’da yayınlandı.
Eski Türkiye böyleydi sayın İsmail bey, artık bu manzaralar çok geride kaldı. Türkiye artık eski Türkiye değil bunu örenmeniz için yazıyorum. Sizlere tavsiyemiz bir daha Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan Türkleri adına konuşurken dikkat edin. Bu konuların öncesini, bugününü eski ve yeni kitapları okumuş isen yarınını da görebilirsin ve insanlara birşeyler anlatabilirsiniz. Kısaca yol gösterebilirsiniz, önderlerin de görevi bu.
Sizlere tavsimiz Bulgaristan Türklerinin problemlerini ve çözümlerini dile getirmenizi halkımıza yeni ufuklar açmanızı istirham ediyor. Son Bulgaristan’da yaşananlar ile ilgili görüşlerinizi merak ediyoruz. Bulgaristanın geleceğini merak ediyoruz. Siz Türkiye kimi destekliyor kimi desteklemiyor o Ankaranın işi siz bunlarla uraşmayınız sizin buna aklınız ermez. Siz Bulgaristan’da asil görevinizi yapmadığınız apaçık ortada. İlkokuldaki politikacıların yeri çocuk bahçesidir…
Bizler, son zamanlarda yakın dostluk ettiğiniz Ankara’daki dostlarınızı da buradan uyarmak isteriz onlar şahsi çıkarlarını gitsinler başka yerlerden nemalansınlar burada benim halkımın geleceğini yok ederek değil. Bunların hesabı ağır olur bu hesabı biz halk olarak herkezden almasını da iyi biliriz, bunu önümüzdeki zaman diliminde hep birlikte görürüz. Topluma yapılan kötülük hiç bir zaman cezasız kalmaz ve bu ceza 7 sülalesini de etkileyecektir. Yukarıda dedik ya tekrar edelim herkes öğrensin, artık eski Türkiye yok.
Not: Ankara’da çalışanların gursaklarından haram geçmez çünkü onlar hakiki Müslümandırlar, tabi her yerde olduğu gibi buralarda da parazitler olabilir.
Bulgaristan’da yeni bir mayalanma başladı
2013 Haziran Temmuz Sofya ayaklanma alaylarının politik ruhu Bulgaristan Türklerini ve Müslümanları etkiledi. Bulgaristan’da yeni bir mayalanma başladı. Bu oluşumdan, etnik azınlıkları da kucaklayacak, bir orta katman partisi ve öngörülü ve cesur bir lider çıkması muhtemeldir.
Kabaran kitle hareketi HÖH yönetimindeki mafyadan ve faşizan “Ataka” cılardan mutlaka hesap soracaktır.
Bırakın yaşam tarzımızı kendimiz belirleyelim
Biz, doğuştan önsezili, hoşgörülü ve komşuyla yaşama gönüllü olan bir halkın evlatlarıyız. Bırakın yaşam tarzımızı kendimiz belirleyelim. Ne HÖH’ün ne Dalın ne de Ankaradan bazı menfaat odakları veya falan filanların bizi temsil etmesini istemiyoruz.
Siz, Bulgaristan Türk ve Müslümanları adına konuşma hakkını yitirdiniz!.
Çünkü 37 gündür Bulgaristan ayakta siz sus pus azınızı bıçak açamıyor, yoksa sizlerde yanında 20 yıl görev yaptığınız Eski lideriniz gibi bir yerlerden bilgi mi bekliyorsunuz. O zaman siz bir hiçsiniz.
Siz bu konuda ne kadar bilgi beceri sahibi olduğunuzu kanıtladınız %0.5 oy aldınız. (Bizler dernek olarak Cumhurbaşkanı adaylığında %1.30 almıştık) Her şeye rağmen hala utanmamanız pes doğurusu, amma sizin kitabınızda ahlak, vefa, örf, adet gibi terimler olmadığından siz serbestsiniz. Bunlar Türklerin kültüründe var. Sizler yolunuza devam edin amma unutmayın yaptıklarınız için her an arkanızda peşinizde olacağız. Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur der bir şairimiz.
Halka hesap vermeden öbür dünyaya da gidemiyeceksiniz onun için rahat olun.
Artık gezegenimizde güneş ahlaklı, dürüst, Bulgaristan Türkleri davasına inanmış ve mücadele eden mücahitler için yarından itibaren her gün bir başka doğacaktır.

[Rafet Ulutürk
BGSAM - Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi

Paylaş

İlgili Yazılar

Sonraki
« Önceki
Önceki
Sonraki »